İlhan Bardakçı Biyografisi




İlhan Bardakçı Biyografisi

Milli Mücadele kahramanlarından, Konya Valiliğinden emekli Cemal Bardakçı ve Merhume Fatma Nuriye hanımefendinin çocuğu olarak İstanbul` da dünyaya geldi. İstanbul Hukuk Fakültesi` nden mezun oldu. 1948 yılında gazeteciliğe başladı.

Yeni Sabah, Milliyet, Havadis ve Cumhuriyet gazetelerinde mesleğin her seviyesinde çalıştı. 1956 yılında Macar İhtilalini tek Türk gazetecisi olarak izlediği ve dizi yazı olarak yayınladığı bu röportajı ile Türkiye`de ve Avrupa`da ödüller aldı.

Fransızca, İngilizce ve İtalyanca dillerini bilen yazar, bu dillerde birçok eserler ve konferanslar vermiştir. Ankara Gazi Üniversitesi Basın Yayın Okulu`nda “Mukayeseli Devlet Fikir ve Rejimieri” dersini okutmuştur. Basın Şeref Kartı sahibi İlhan Bardakçı, 35 senedir Tülay Bardakçı ile evlidir.Yazar Murat Bardakçı`nın da babasıdır.

HAKKINDA YAZILANLAR

HÜRRİYET GAZETESİ YAZARI MURAT BARDAKÇI`NIN “CASUSLUKLA SUÇLANDIĞI“ İÇİN YILLARDIR YURTDIŞINDA YAŞAYAN BABASI İLHAN BARDAKÇI, ÖLÜM DÖŞEĞİNDE… AİLESİ, AFFEDİLİP TÜRKİYE`YE DÖNMESİNİN SAĞLANMASI İÇİN CUMHURBAŞKANI SEZER`E BAŞVURDU !!!

Bardakçı Ailesi
Uğur İpekçi
Hürriyet 25 Mayıs 2001

Bu topraklardaki insan öyküleri hep trajik olmak zorunda mıdır?… O beylik lafları kullanmak istemiyorum ama, bizim insanımızın öyküsü öyle her ülkede görülecek gibi değil hani. Size yakın tarihimizden birkaç örnek vermek istiyorum…. Kaçımız bilebilirdik; 2. Abdülhamit`in torunu Şehzade Abdülkadir Efendi`nin Paris`te Amerikan Askeri Mezarlığı`nda bekçilik yaptığını… Keza yine 2. Abdülhamit`in torunu Şehzade Abdülkerim Efendi`nin, 1930 yılında Japonya`nın desteğiyle Moğol İmparatoru ilan edilmesi söz konusu iken New York`ta bir otel odasında cesedinin bulunduğunu… Padişah Mehmet Reşat`ın torunu Şehzade Mahmut Namık`ın bir zenci torunu olduğunu ve halen Londra`da yaşayan Mahmut adındaki bu zencinin Osmanlı Hanedanı`ndaki ilk siyah şehzade olduğunu… Peki bizler o kadar İkinci Dünya Savaşı hikayesi okuduk, seyrettik. Kaçımız biliyorduk; 2. Dünya Savaşı sırasında Almanlara karşı oluşturulan Paris`teki direniş komitelerinin birinde Padişah Mehmet Reşat`ın torunu Şehzade Fevzi Efendi`nin de bulunduğunu ve üstelik bildiri dağıtırken yakalanıp hapis yattığını… 1944 Ocak ayında Alman uçaklarının, Bulgaristan başkenti Sofya`yı bombalaması sonucu ölen siviller arasında 60 yaşındaki Şehzade Mehmet Abdülkadir`in de bulunduğu…. Sürgünde yaşayan “Son Osmanlılar” ın yaşam öykülerini ne güzel anlatır gazeteci Murat Bardakçı… “Son Osmanlılar” atalarının “diyetlerini” ödemektedirler. O günlerde yeni bir Türkiye yaratmak isteyenler tarafından topraklarından sürğüne gönderildilerin hepsi 144 kişiydi. “Borçlarını” fazlasıyla ödediler. Öyleki cenazeleri bile ülkeye sokulmadı… “Şartlar öyle gerektiyordu, bu nedenle yapılanlar doğruydu” da diyebilirsiniz, karşı tezi de savunabilirsiniz. Ben bu yazıda bunu tartışmak istemiyorum. Ben olayın sadece insani boyutuyla ilgiliyim. Tüm bu girişi bir noktaya gelmek için yazdım: Sürgündeki insanların hikayelerini kaleme alan Murat Bardakçı`nın babası İlhan Bardakçı da bugün “sürgündedir.” İlhan Bardakçı gazetecidir, tarihcidir. Ne yazık ki her insan gibi o da yaşamında hatalar yapmıştır. 1985 yılında Türkiye hakkındaki bilgi ve belgeleri Irak ve Libya`ya sızdırdığı iddiasıyla yargılanmış ve 15 yıla mahkum olmuştur. Cezaevine girmemek için Almanya`ya kaçmıştır. Murat Bardakçı`nın yazdıklarına kızanlar ona hemen babasının başına gelen bu talihsiz olayı hatırlatırlar. Benim öyle bir amacım yok. İlhan Bardakçı bugün Almanya`da ağır hasta. Gözlerini Anadolu toprağında kapatmak istemektedir. Yakınları ve dostları Cumhurbaşkanı Sezer`e başvurdular, cezasını affetmesi için. Sezer, bugünlerde İlhan Bardakçı`nın sağlık raporlarını inceletiyor. Eğer Cumhurbaşkanı Sezer affederse; İlhan Bardakçı, oğlu Murat Bardakçı`nın yazdığı gibi, cenazeleri bile ülkelerine sokulmayan “Son Osmanlılar” la aynı kaderi paylaşmayacak… Dedim ya beni olayın sadece insani yönü ilgilendiriyor. Umut ederim Cumhurbaşkanı Sezer`le benzer duyguyu paylaşıyoruzdur…

Xxx

Aşkına ulaşamadan dünyası değişti
Latif Çelik (Almanya)
Aksiyon YIL:10 | SAYI: 499 | 30 Haziran 2004

Yeni Türk devletinin temeline harç koyan bir aileden geliyordu İlhan Bardakçı. Kelimenin tam anlamıyla bir Türkiye aşığıydı ama büyük aşkına kavuşamadan dünyasını değiştirdi.

Bir vatansever sessizce dünyasını değiştirdi. Sürgün idi ama, küsmedi devletine. Çünkü o, devleti kuran bir aileden geliyordu. Babası Cemal Bardakçı, Mustafa Kemal ve arkadaşları daha Ankaraya gelmeden, siyasi konjonktüre etki eden, asayişi sağlayan, kısacası Kuvay—ı Milliye ruhunu diri tutan biriydi. Sivastan yola çıkan Heyet—i Temsiliyenin Ankaraya geleceği Anadoluda konuşulurken herkes bir hazırlık içindeydi. Osmanlı zaptiye teşkilatından Cemal Bardakçı da işgal altındaki şehirde bir şeylerin yapılmayacağını anlamış ve bir grup İttihatçı arkadaşı ile beraber iki ay evvel bu şehre gelip Emniyet Müdürü olarak göreve başlamıştı.

Osmanlı yönetiminin Ankaradaki son ve aynı zamanda Mustafa Kemal yönetimindeki Ankaranın ilk Emniyet Müdürü olan Cemal Bardakçı, Dikmen sırtlarından Ankaraya giren Mustafa Kemal, Refet Bele, Rauf Orbay ve İsmet İnönüyü ilk karşılayanlardandı. Cumhuriyet ilan edildikten sonra Mustafa Kemalin valilik kararnamesine ilk imza attığı insandı. Konyada Türkiye Cumhuriyetinin ilk valisi olarak göreve başladığında 26 yaşındaydı.

Aile şeceresinden 1820 yılına kadar Balıkesir Burhaniye bölgesinde yaşadığı kesin olan Bardakçı ailesini, Osmanlının son döneminde devlet katında görüyoruz. İttihat ve Terakkide kısa zamanda sivrilen Cemal Bardakçı, Cumhuriyet Türkiyesinin başlangıcındaki bütün zorlukları yaşayan biridir. Konyada vali iken aldığı maaş 4 liradır. Oğlu İlhan ise bu yıllarda iki yaşındadır. 7 yaşından itibaren İlhan artık dost sohbetinde, misafir karşılamada hep babasının yanındadır.

İmparatorluktan Cumhuriyete geçiş yıllarının Türk milletine getirdiği ağır yük Bardakçı ailesinde de hissediliyordu. Baba Bardakçı, devlet işlerinin yanında oğlu İlhanın eğitimine çok titizlik gösteriyordu.

İlhan Bardakçı, 1944te 19 yaşında iken çocuk kitapları çıkarmaya başladı. Yazarlıktaki başarısı yıllarla beraber hızla yükseldi. Özellikle tarihi ve milli konuları ele alma şekline, konuya hakimiyetine basın yayın organları hemen ilgi gösterdi. Kitaplarından en önemlileri İmparatorluğa Veda, Taşhandan Kadifekaleye, Bir İmparatorluğun Yağması ve İnsanlık Zelzelesidir. Çeşitli yayınevlerinde 24 eseri yayınlanan Bardakçıyı uzun yıllar Tercüman Gazetesinde tarih sohbetleri yazarken görüyoruz.

60lı yılların başında Milliyet Gazetesindeki yazı dizisi ile Cumhuriyetin başlangıç yıllarını en iyi anlatan yazar seçildi. Basın yayın yüksek okulunda öğretim üyeliği yaptığı sıralarda, devlet adamı olmanın, iyi bir insan olmanın ve gerçek bir gazeteci olmanın ilk şartının devleti sevmek olduğunu söylerdi. Onun derslerini dinleyen ve çizgisini takip eden birçok mezun, Türk basınında kalem oynatıyor bugün.

TRTde radyo programlarında Çanakkaleyi, İstiklal Savaşını ve Cumhuriyetin kuruluşunu kendi sesiyle anlattı. 70li yıllarda televizyonun hayata girmesiyle Bardakçıyı birkaç idealist arkadaşı ile beraber ellerindeki kamerayla görüyoruz.
1206 Gün adlı programında Cumhuriyet Ankarasının en sancılı saatlerini ekrana aktarmaya çalışıyordu. Bu programın çekimi sırasında tutuklandı ve cezaevine kondu, iki yıla mahkum edildi. Sonra salıverildi. Sonra tekrar mahkumiyet kararı verildiği halde tutuklanmadı. Sanki bir nevi Türkiyeden gitmesi isteniyordu.

Mahkum olduğu davada verilen kararın siyasi boyutunun olduğu yıllarca söylendi. Çünkü savcının beraat talebine karşılık mahkum edilmişti. Kendisini ülkesinden ayıran olaylar sonrasında Bardakçının Avrupada sürgün yılları başladı. 1990 yılı başında Almanyaya gelen İlhan Hocayı gurbetteki Türkler bağırlarına bastı. Toplam 400 ayrı konferansta vatan sevgisini konu alan seminer veren Bardakçı, vatan sevgisi ve milliyetçilik bilincinin canlı tutulmasında önemli çalışmalarda bulundu. Osmanlının 700üncü kuruluş yıldönümü sempozyumlarında tarihseverlere veciz konuşmalar yaptı. Özellikle ATİB ve Türk Federasyon dernekleri kendisine sürekli kürsüler vererek gençlere ruh aşılamasına yardımcı oldular. Hocanın yanında iki önemli isim gördük hep; Musa Serdar Çelebi ve Dr. Yaşar Bilgin. Biri siyasi ve sosyal olarak, diğeri de sağlık açısından son saniyede bile yalnız bırakmadı.

Bardakçıya Avrupada kucak açan kurumlardan biri de Zaman gazetesi oldu. 1992den itibaren Zaman gazetesinde yazmaya başlayan ve vefatından birkaç gün öncesine kadar da Avrupa Zamanda yazılarını ara vermeden sürdüren İlhan Bardakçı çeşitli Türk derneklerinde sohbet toplantıları yaparak insanları aydınlattı. Bir seferinde Çanakkale Zaferi kutlanacaktı. Koca salonda 23 kişi vardı. Bardakçı az sayıda kişi olmasını hiç problem yapmadı. Konuşmasını aynı aşk ve heyecanla yaptı. Arkadaşları onun moralinin bozuk olabileceğini düşünürken o, Müjdeler olsun, Çanakkale Zaferini andık dedi.

Rahmetli, kimseyi kırmamaya, insanları bilgilendirmeye çalışırdı.

Yargıtayın bozduğu mahkumiyet kararını kendine yediremediği için, hiç bir zaman dilekçe ile şahsi başvuru yapmadı. Vakar sahibi idi. Hiçbir zaman, hatta yürümekte zorlandığı son anlarında bile Beni affedin diye eğilmek istemedi. Kimliğini taşımakla gurur duyduğum devlet benden yaptığı hata ve ortadaki iftira için özür dilesin dediğine şahit oldum. İstiyordu ki, devlet yaptığı hatayı kendisi düzeltsin. Bu devlet düzeltip özür dileyeceklerini sıraya koysa sana zor sıra gelir hocam diyemedik kendisine. Cumhurbaşkanı Sezerin incelemekte olduğunu basından öğrendiğimiz dosyanın Türkiye âşığı bu insanın lehine bir kararla neticeleneceğine inanıyoruz.

Çok garip, Türkiyenin sevdalıları dünyanın dört bir yanına neden savruluyor demek geçiyor içimde. Frankfurttan New Yorka, Moskovadan Yeni Delhiye kadar bu vatanseverler ülkelerinden neden uzak tutulmaya çalışılıyor sahi? İlhan Bardakçı yaşadığı sürece kalemini hep milletinin lehine kullandı. Onun satırlarını okuyanlardan hiç kimse devlete kırgınlığına şahit olmadı. Hastaneden yazdığı son yazılarında bile Son Türk devletine sahip çıkalım diye üzerine basarak yazdı. Bir gün kendisine karşı yapılan hatanın düzeltileceğine hep inandı. Fakat emr—i Hak vaki oldu ve Türkiyenin bu muhteşem âşığı sevdiğine kavuşamadı. Sevenlerin sevdiğine kavuşamaması insana acı geliyor. İlhan Bardakçı ülkesini çok seviyordu. Keşke kavuşsaydı. Allah rahmet eylesin



'İlhan Bardakçı Biyografisi' konusunu bir tıklamayla Facebook`ta paylaşabilirsin!..
Tarih: 20 Nisan 2009 Kategoriler: Kimdir?

Etiketler:


İlhan Bardakçı Biyografisi” için 1 Yorum


  1. Necla Ulkat

    Yazılanlara tamamen kıtılıyorum. Vatanını milletini bu kadar seven bir insanın casusluk yapması mümkün değil herkesin seveni sevmeyeni düşmanı olduğu gibi rahmetlinin de düşmanları olmuştur. Buyüzden böyle bir haksızlığa uğramıştır. Devletimizin yanlışları düzeltmekte geç kalması artık olağan hale gelmiştir. Ancak adalet ergeç tecelli edecektir. Allah rahmet eylesin ruhu şadolsun.

Konu hakkında siz ne düşünüyorsunuz?   İlhan Bardakçı Biyografisi ile ilgili yorumlar...